cover image

Beyinde üç boyutlu gezinti

Beyin ve omurga ameliyatlarının küçük delikler yoluyla kamera görüntüsü altında uygulanması, yani Nöroendoskopi yöntemi, üç boyut teknolojisiyle birlikte hastalar ve cerrahlar için büyük bir konfor getiriyor.

Beyinde üç boyutlu gezinti
Endoskopik kameralar ilk olarak 1920’li yıllarda uygulamaya girmiş ve hidrosefalisi (beyin su kanallarının genişlemesi ve kafa büyümesi) olan çocuklarda beyin su kanalının açılması amacıyla kullanılmıştı. Zaman içinde fiberoptik ve lens teknolojisinin gelişmesiyle birlikte daha küçük boyutlarda üretilen bu kameralara, çalışma kanalları eklenerek aynı anda normal mikrocerrahi işlemlerin yapılabilmesi de sağlandı. Böylece, boyutları küçülen endoskopik çalışma aletleri ile beyne veya omurgaya minimal invazif olarak çok küçük deliklerden müdahale edilmeye başlanmış oldu. Anadolu Sağlık Merkezi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü Direktörü Prof. Dr. Serdar Kahraman ile Anadolu Sağlık Merkezi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Gökhan Acka, özellikle beyin ameliyatlarında bir dönüm noktası olan nöroendoskopi yönteminde bugün gelinen nokta hakkında merak edilenleri anlatıyor…

NASIL BİR YÖNTEM?
Nöroendoskopi, beyin ve omurga ameliyatlarının küçük delikler yoluyla kamera görüntüsü altında uygulanması olarak tanımlanıyor. Yöntem açık ameliyatlara göre hem hasta için hem de cerrah için çok daha konforlu.

HANGİ SORUNLAR İÇİN KULLANILIYOR?
Günümüzde artık üç boyut teknolojisini de içeren nöroendoskopi sayesinde, yetişkinlerde uygun vakalarda bel fıtıkları ve omurilik kanal daralması gibi hastalıkların ameliyatları başarıyla yapılabiliyor. Ayrıca burundan gerçekleştirilen hipofiz ameliyatları, beyin kanamaları ve kistleri, bazı beyin su kanalı içine yerleşen tümörlerde de kullanılabiliyor. Yine yetişkin hidrosefali tiplerinin bazılarında ve beyin abselerinin boşaltılmasında uygulanan bir yöntem olarak kullanım alanı giderek genişliyor. Son olarak açık mikrocerrahi ameliyatlarda açılı kameraların kullanımıyla mikroskobun göremediği açıları kontrol edebilmek de mümkün hale gelmiş durumda. Yeni yöntem sayesinde, şant denilen beyin suyunu karın boşluğuna boşaltan ince tüpleri yerleştirme ameliyatlarının dezavantajları da çoktan tarihe karıştı.

AVANTAJLARI NELER?
Çocuk ya da yetişkin tüm uygun hastalarda uygulanabilen nöroendoskopik ameliyatların en önemli avantajı, normal dokulara zarar vermeden açık ameliyatla ulaşılması zor olan bölgelere rahatça uygulanabilmesi. Bu sayede hasta çok daha kısa sürede sorunsuz iyileşebiliyor ve sosyal yaşamına geri dönebiliyor.

RİSKLERİ VAR MI?
Deneyimli bir merkezde bu yöntemin komplikasyon oranları da son derece düşük. Nöroendoskopi, Türkiye’de çok az sayıda üniversite kliniği ve özel hastane grubunda uygulanabilen bir yöntem olup, özel cerrahi ve anatomi deneyimi gerektirmektedir. Ancak yöntemin avantajları ve teknolojisinin giderek gelişmesi nedeniyle kullanım alanlarının ve 
oranlarının da giderek artacağını söyleyebiliriz.
Anadolu Sağlık Merkezi Nöroşirürji bölümünde, geçtiğimiz Mayıs ayında gerçekleştirilen nöroendoskopik ameliyatla, ventrikülit (beyin su kanalı enfeksiyonuna bağlı yapışıklık ve tıkanıklık) geçirip şant takılan bir hastanın beyin su kanalı açılarak tedavisi sağlandı.

BEYİN TÜMÖRÜ NEDİR?
Beyin kafatası içerisinde yer alan ve üzeri dura dediğimiz kalın bir zar ile çevrili olan çok hassas bir organdır. Beyin tümörleri çeşitli beyin bölgelerinden köken alarak büyürler ve beyin üzerine baskı yaparlar. Bu tümörler, iyi huylu hücrelerin aşırı çoğalması ile ya da normal hücrelerin kötü huylu hücrelere dönüşerek çoğalmaları ile oluşmaktadır. Ayrıca, özellikle akciğer kanseri gibi vücudun başka bir yerinde mevcut olan kötü huylu tümörlerin kan yoluyla beyne sıçramaları ile de (metastaz) beyin tümörü oluşabilmektedir. Bu tümörlerin oluşma nedeni çoğunlukla bilinemese de bazıları genetik olarak anne babadan geçiş göstermekte, bazıları ise radyasyon ve elektromanyetik dalgalar gibi dış kanserojen etkilerle oluşmaktadır. Bu nedenle özellikle çok uzun süreli cep telefonu konuşmaları gibi bu etkenlere maruz kalınacak durumlar önerilmemektedir. Beyin tümörlerinin görülme sıklığı yüz bin kişide 5 kişi civarındadır. En çok bilinen iyi huylu beyin tümörleri menengiomalar ve en sık rastlanılan kötü huylu beyin tümörleri ise gliomalardır (astrositom, oligodendrogliom, vs). Yetişkinlerde daha çok beynin üst bölümünde yerleşim gösteren bu tümörler çocukluk çağında ise beyincikte yani alt kısımda yerleşim göstermektedirler. Bulundukları bölge ve bası miktarına bağlı olarak değişik belirtiler verirler. Kafatası sert ve genişleme imkânı olmayan bir yapı olduğu için tümör kitlesi büyüdükçe öncelikle kafa içi basıncında artma belirtileri (KİBAS) gösterir. Bunların en önemlileri özellikle sabahları şiddetli olan baş ağrısı, bulantı ve kusmadır. Diğer bulgular daha çok tümörün yerleştiği bölgeye bağlı olarak değişmektedir. Özellikle yetişkinlerde geç epilepsi dediğimiz sonradan ortaya çıkan bayılma nöbetleri beyin kabuğuna yakın yerleşen tümörlerin ilk bulgularından biri olabilir. Beynin frontal bölge denilen ön bölümüne yerleşen tümörler asabiyet, saldırganlık, unutkanlık gibi kişilik değişiklikleri ve bozuklukları oluşturabilir. El ve bacaklarda uyuşmalar, güç kayıpları ve vücut yarısında felce kadar giden nörolojik bulgular görülebilir. Yüzde felç, göz hareketlerinde felç, görme bozuklukları, denge bozuklukları, işitme ve kulak çınlaması sorunları, konuşmada takılma ya da konuşamama gibi ani belirtilerle ortaya çıkabilir. Beyin tümörlerinin tanısı nörolojik muayene sonrası ilk planda bilgisayarlı tomografi (BT), ardından daha gelişmiş bir yöntem olarak manyetik rezonans (MR) ve gerekirse damarsal bağlantıları göstermek için beyin anjiografisi (DSA) uygulanarak konmaktadır. Epilepsi ile başvuran hastalarda EEG de çekilmektedir. Tümörlerin tedavisi genellikle mikrocerrahi olarak çıkarılmalarıdır. Ancak tedavi yöntemlerinde de ayrıntılı olarak açıklandığı gibi radyoterapi, kemoterapi ve radyocerrahi gibi yöntemler de tedavi yelpazesinde yer almaktadır. Cerrahi olarak tümörün tamamının çıkarılması ancak iyi huylu olanlarda mümkün olmaktadır. Onlarda da bazen yerleştiği yere ait anatomik zorluklar nedeni ile parça bırakıldığı olmaktadır. Bu durumda yine diğer tedavi seçenekleri devreye girmektedir. Kötü huylu olan tümörlerin ise tamamı ne yazık ki çıkarılamamaktadır. O nedenle diğer tedavi yöntemleri cerrahi tedaviye eklenmektedir.