cover image

Tuzlu yemeklere dikkat

Doğal bir mineral olarak besinlerin bileşiminde olduğu gibi göllerden, denizlerden ve kayalardan saf olarak elde edilen, rafine edildikten sonra sofralarımıza ulaşan tuzun yeterli miktarda alındığında vücutta önemli görevleri, fazla tüketildiğinde ise geri dönüşü olmayan zararları bulunuyor. Sağlıklı bir insanın günlük tüketmesi gereken tuz miktarı 5 gram (1 çay kaşığı) iken bugün Türkiye’de kişi başına düşen günlük tuz tüketiminin 18 gram olduğu biliniyor. Hiçbir genetik yatkınlığa dayanmayan ve sonradan kazanılan tuzlu yeme alışkanlığından kurtulmak, tuzun doğrudan ve dolaylı olarak neden olduğu hastalıklardan korunmak gerekiyor. Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu fazla tuz tüketiminin sağlık üzerindeki etkilerini anlatıyor.

Vücut neden tuz ister?


Mutfakta kullandığımız sofra tuzu, “sodyum klorür” denilen bir bileşimden oluşuyor. Bunun %60’ını klor, %40’ını sodyum oluşturuyor. Sodyum, hücre içi ve dışında sıvı ile asit-baz dengesini kontrol ediyor. %60’ı su olan vücudumuzun su dengesini tuz sağlıyor. Bu bağlamda tuz gerektiği miktarda alınması gereken çok önemli bir mineral olarak dikkat çekiyor.  

Günlük alınması gereken tuz miktarı


Günlük ortalama minimum sodyum gereksinimi 500 mg, alınması gereken tuz miktarı ise maksimum 5 gr. (2.3 gr. sodyum) düzeyindedir. Günlük alınan tuzun yaklaşık %75’i işlenmiş gıdalardan sağlanırken %10-15’i masada yemeğe eklenen tuz ile alınıyor. Vücudun gereksindiğinden daha fazla tüketilen tuz başta hipertansiyon ve damar sertliği olmak üzere, bunlara bağlı birçok kalp ve damar hastalıklarına neden oluyor. Yapılan araştırmalarda Türkiye’de kişi başına tuz tüketiminin 18 gram civarında olduğu görülüyor.  

Tuzun olumsuz etkileri ne kadar sürede ortaya çıkar?


Bu konuda kesin bir süre vermek çok doğru olmasa da şu bir gerçek ki, kalp-damar hastalıkları ve hipertansiyon açısından var olan önemli risk faktörlerinden biri de aşırı tuz tüketimi. Aşırı tuz tüketen bir kişi diğer risk faktörlerine de sahip ise (fazla kilo, kan yağlarında yükseklik, sigara kullanımı, hareketsiz yaşam gibi) tuzun olumsuz etkileri daha fazla görülüyor.  

Tuzun kan basıncı üzerindeki etkisi nasıl oluşuyor?


Bu konuda kesin bir mekanizma bilinmiyor. Fazla tuz tüketimi vücutta su tutulmasına neden oluyor. Vücutta su miktarı arttıkça kan basıncı da artıyor, hipertansiyon ortaya çıkıyor. Öte yandan fazla tuz alınması böbreküstü bezinden ouabain adlı bir hormonun salgılanmasına neden oluyor. Bu hormon atardamarlarda büzüşmeye yol açarak kan basıncını yükseltiyor.  

Tuzun böbreklere etkisi nedir?


Vücutta tuz dengesini böbrekler sağlıyor. Alınan tuzun yaklaşık % 99.5’i böbreklerden geri emiliyor. Fazla miktarda tuz tüketilmesi durumunda böbrekler su ve tuz dengesini sağlamakta zorlanıyor ve zaman içinde tansiyon yüksekliği ile birlikte böbrek fonksiyonları üzerinde de olumsuz etkiler gelişebiliyor.  

Tuz tüketimini kontrol altına alarak hangi hastalıklardan korunulur?


Tuz tüketiminin kontrol altına alınması ile başta hipertansiyon, damar sertliği (ateroskleroz) ve bunlara bağlı gelişen kalp ve damar hastalıklarından korunmak mümkün oluyor. Hipertansiyon riskinin azaltılması, hipertansiyonun hedef organlarından biri olan böbreklerde de hasar oluşumu olasılığını azaltıyor. Ayrıca yoğun tuz tüketiminin diğer birtakım hastalıkların gelişmesinde tetikleyici faktör olduğu konusunda pek çok yayın bulunuyor. Bunların arasında mide kanseri gelişimi, böbrek taşı, kemik erimesi (osteoporoz), astım atakları ve beyin damar hastalıkları (inme gibi) sayılıyor. Görüldüğü gibi tuz tüketiminin fizyolojik düzeylerde sınırlandırılması aslında pek çok hastalıkla mücadelede önemli bir adım olarak kabul ediliyor.  

Sodyum eksikliği hangi hastalıklara yol açar?


Tuz eksikliği genellikle beraberinde su dengesindeki bozukluklar ile bir arada görülüyor. Mutlak tuz eksikliği ishal, kusma, aşırı terleme, yoğun idrar söktürücü ilaç kullanımı durumlarında ortaya çıkıyor. Tuz, yani asıl olarak sodyum eksikliğinde baş ağrısı, bulantı-kusma, bilinç değişiklikleri, sara nöbeti ve komaya kadar giden durumlar belirebiliyor. Bu belirtilerin gelişmesi sodyum eksikliğinin oluşum hızı ve düzeyine göre hastalarda farklı derecelerde ortaya çıkıyor. Yavaş gelişen sodyum eksikliğinde yukarıdaki belirtiler çok silik bir durumda iken hızlı gelişen tabloda belirtiler çok daha şiddetli bir şekilde görülebiliyor.  

Tuz-su dengesine kimlerin daha fazla dikkat etmesi gerekiyor?


Özellikle 65 yaş üzerindeki hastalar için tuzun ayrı bir önemi var çünkü bu grup hastaların hemen hepsinde hipertansiyon bulunuyor. Ayrıca kan basıncı kontrolü için, idrar söktürücü ilaçlar kullanmak durumunda kalıyorlar. Kullandıkları ilaçlar nedeniyle de su ve tuz kaybediyorlar. Yaş ilerledikçe böbreklerin su ve tuzu vücutta tutma yetenekleri de azaldığı için, daha fazla miktarda tuz daha çabuk kaybediliyor. Bu hastalarda su ve tuz dengesinin daha yakından izlenmesi gerekiyor. Özellikle idrar söktürücü kullanan hastaların günde 3 gram tuz tüketmeleri öneriliyor. Ayrıca idrar söktürücü kullanan hastalarda fazladan su kaybı yaratacak ishal, kusma, yüksek ateş gibi durumlar geliştiğinde tuz kaybı daha fazla oluyor.  

Kullanılan tuzun iyotlu olması neden önem taşıyor?


Ülkemizde tiroid bezinde büyüme ile seyreden guatr hastalığı çok yaygın ve bunun temelinde iyot eksikliği yatıyor. Bu nedenle hekim tarafından belirtilmiş özel bir sakıncası yoksa yemeklerde veya sofrada kullanılan tuzun iyotlu olması önem taşıyor.