Eşim, kemik iliği nakliyle yeniden hayata döndü

Eşim gebeliğinin 25. haftasındaydı ve bazı şikayetleri vardı. Burun ve diş eti kanaması, göz kararması, baş dönmesi, morluklar ve bacaklarda kırmızı noktalar… Endişelendik ve kontrole gittik. Gebelikte hiçbir sıkıntı yoktu fakat iki farklı jinekoloji doktorumuz da aynı şeyi söyledi: “Korkacak bir şey yok, gebelikte bu tip şikayetler görülebiliyor.” Ancak iki haftadır geçmeyen morluklar ve diğer şikayetler nedeniyle ısrarcıydık. Eşim bir ay kadar önce, gittiği dil kursunda bir öğrencinin taşıdığı bir virüs nedeniyle 2-3 gün evde istirahat etmişti. Acaba bununla ilgili olabilir mi diye düşünüyorduk. Israrımızla kan tahlilleri yapıldı. Ve eşimin trombosit değerlerinin çok düşük olduğunu öğrendik. Tekrar tahlil yapıldı fakat bu kez daha da düşüktü değerler. Birkaç ünite trombosit verdiler. Zorlu bir gecenin ardından sabah hematoloji doktoruyla görüştük. Tanı konmuştu artık; eşim akut lösemiydi...

Aynı gün hematoloji, jinekoloji ve yeni doğan branşlarının doktorları bir araya gelip durumu değerlendirdiler ve benden bir hemen karar vermemi istediler. Gebeliğin 25. haftasıydı ve bebeği alırsak yaşayamayacağını, yaşasa bile bazı sıkıntılar olacağını, diğer taraftan da kemoterapiye hemen başlanması gerektiğini söylüyorlardı. Eşimin kan değerleri çok düşük olduğu için sezeryan da çok riskliydi. O an ne diyeceğimi bilemedim, belki de hayatımın en zor anıydı. Bebeğimizi içeride bırakmalarını ve eşimin tedavisi için ne gerekiyorsa yapmalarını istedim. Tam bu gelişmeler yaşanırken, çalıştığım şirketin üst düzey yöneticileri beni bir başka özel hastaneye ve oradaki bir doktora yönlendirdiler. Ertesi sabah bir umutla oradaydım. Fakat aynı teşhis orada da kondu. Bu arada dil kursundaki virüs olayından da bahsettik. Bana, “belki o virüsü siz de kaptınız fakat muhtemelen bağışıklık sisteminiz güçlü olduğu için etkilenmemişsiniz. Oysa eşiniz o sırada hamile olduğundan bağışıklık sistemi zayıfmış ve lösemiye çevirmiş” dedi.

Bir gün önce diğer hastanede ne yapacağımızı bilemezken, ertesi gün bu doktorun net yorumları ve belirlediği tedavi şekli sebebiyle hiç düşünmeden uygulamaya karar verdik. Düşük dozda dört haftalık bir kemoterapi sürecine girdik. Gebelikte 32. haftaya geldiğimizde doğum gerçekleşti ve 1.740 gr. ağırlığında bir bebeğimiz oldu. Üç hafta kuvözde kaldıktan sonra bebeğimizi evimize getirdik. Bu süreçte eşimin annesi bebeğimizle ilgilendi. Ben ise hastanede eşimle kalıyordum. Eşim çok güçlüydü ve bu zor günleri birlikte atlatıyorduk.

Yoğun kemoterapi tedavisine başlarken, kemik iliği naklinin şart olduğunu söylemişti doktorlarımız. Biz de ilik arama sürecine girdik ve İstanbul Üniversitesi İstanbul (Çapa) Tıp Fakültesi İlik Bankası’na başvurduk. O sırada nakli nerede yapacağımızı da araştırırken, Anadolu Sağlık Merkezi Kemik İliği Nakli Merkezi Direktörü Prof. Dr. Zafer Gülbaş ile tanıştım. Bu arada güzel haber Almanya’dan geldi ve o andan itibaren her şey istediğimiz gibi gitti. Anadolu Sağlık Merkezi Kemik İliği Nakli Merkezi’nde nakil sonrasındaki 10 günlük süre eşim için çok zorlu geçti. Radyoterapinin etkisiyle kusma, iştahsızlık, ishal, yorgunluk, alerjik reaksiyonlar, kulaklarda basınçlar ve şişlikler onu oldukça yıprattı. Neyse ki 14 günün ardından normal kata geçmiştik ve oldukça rahatlamıştık.

Şimdilerde naklin 100. gününe doğru ilerliyoruz. İlk 100 gün çok önemli diyor doktorlar. Bu arada önemli bir test var, nakilden sonraki 28., 56. ve 112. günlerde yapılıyor. İlk iki testin sonucunda eşimin kromozomları yüzde 100 donöre ait çıktı. Bu iyi bir şey, çünkü bunun anlamı şu; eşimin kendi iliği sıfırlandı ve vücut yeni donörün iliğini kabul etti. Şimdi sırada, 112. günde yapılacak test var. Başından beri olduğu gibi, umutla bekliyoruz...