cover image

Obezite cerrahisi ne zaman gerekli?

okuyabilirsiniz.

Obezite tüm dünyada giderek büyüyen bir toplum sağlığı sorunu. Uygun hastalara uygulanan obezite cerrahisi ise hastaların hayatını kurtarıyor...

Obezite cerrahisi ne zaman gerekli?

Obezite her geçen gün daha da büyüyen bir toplum sağlığı sorununa dönüşüyor. İlk basamaktaki tüm tedavilere rağmen bu sorundan kurtulamayan hastaların son yıllardaki tercihleri ise cerrahi tedaviler oluyor…

Obezite, geçtiğimiz yüzyılın sonlarından günümüze sarkan ve asrın vebası olarak da adlandırılan klinik bir durum. Öyle ki, özellikle ABD ve İngiltere başta olmak üzere gelişmiş ülkelerin nüfuslarının üçte biri obeziteden muzdarip. Obezite için aslında hastalık demek doğru olur. Çünkü obeziteye bağlı kalp damar hastalıklarından, eklem hastalıklarına, diyabetten kansere pek çok hastalık gelişebiliyor. Bu hastalıkların tedavisi sadece bireysel sağlık ve toplum sağlığı açısından değil devletlerin ekonomik yükleri açısından da büyük bir sorun.

Obezitenin çocukluk ve ergenlik (adölesan) döneminde başlayarak ciddi bir soruna dönüştüğünü söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Koray Topgül, “Bu dönemde obez olan kişilerin %75’i yetişkinlik döneminde de obez oluyor ve pek çoğu ‘morbid obez’, yani hastalık derecesinde şişmanlık sorunuyla karşı karşıya kalıyor. Böylece adölesan döneminde obezitesi olan kişi, obeziteyle beraber yandaş hastalıklarını da geleceğe taşıyor” diyor.

Obezite, geleceğe hastalık taşıyor

Son 30 yıla baktığımızda, özellikle çocuk ve ergenlerde obezite oranları belirgin oranlarda artarken, bunun anlamı aslında şu; geleceğe daha çok şişman insan ve sorun taşıma. Bu dönemlerinde obez olan kişilerde;

  • Diyabet
  • Ciddi eklem sorunları
  • Psikolojik sorunlar
  • Depresyon
  • Uyku apnesi
  • Kalpte büyüme
  • Hipertansiyon
  • Karaciğer yağlanması
  • Erken ve ani ölüm riskinde artış (morbid obezler 10 yıl daha az yaşar)
  • Deri sorunları
  • Over (yumurtalık) kitleri gelişimiyle ileride doğurganlık sorunları
  • Yaşam kalitesinde bozukluk

gibi birçok hastalık ve sorun kişinin gelecek yıllarına taşınabiliyor. Dolayısıyla obezite, tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak değerlendirilmelidir.

Ne Zaman Cerrahi Tedavi Gerekir?

Tedavide doğal olarak ilk basamakta konservatif dediğimiz cerrahi dışı tedaviler uygulanıyor. Bunlar içinde bazı ilaç tedavileri, diyet, spor ve yaşam şeklinin düzenlenmesi gibi yöntemler mevcut. Günümüzde yetişkinlerde morbid obezitenin radikal tedavisi ise cerrahidir. Üç temel cerrahi yöntemden söz edebiliriz. İlki Band (kelepçe) uygulamasıdır ki, artık neredeyse terk edilmiştir. Bypass ameliyatlarının kilo verme başarısı yüksek ancak metabolik yan etkileri ve mineral, vitamin kaybı açısından daha fazla olumsuz etkiye sahip olduğu bilinen bir durumdur. Son yıllarda bu grup hastalarda dünyada da daha çok kullanılan teknik ise tüp mide (sleeve gastrectomy) yöntemidir. Midenin kubbe kısmı (Fundus) iştah hormonunun (Ghrelin) en yoğun salgılandığı alandır ve bu ameliyatta fundus çıktığı için çok ciddi iştah kaybı olurken, hastaların ameliyat sonrası diyetlerini uygulamaları da kolaylaşır. Çünkü aslında bu hastalar temelde yeme bağımlılığı olan kişilerdir.

Tüp mide ameliyatı nedir?

Tüm midenin yaklaşık %75-80'inin çıkarılmasıyla gerçekleştirilen bir ameliyattır. Geride kalan midenin şeklinin tüpe benzemesi nedeniyle bu ismi almıştır. Midenin büyük bölümü cerrahi olarak çıkarıldığı ve geride 50-100 ml bir hacim kaldığı için tüketilen besin miktarını sınırlar. Yani kısıtlayıcı tip bir ameliyattır. Bu alımı azaltarak kilo verilmesini sağlar. Ameliyatta çıkarılan mide bölümünden (Fundus) salgılanan iştah hormonu (Ghrelin) işlem sonrasında azaldığı için ciddi anlamda iştah azalması olur.

Mide Bypass’ı

Midenin yemek borusundan hemen sonra yine çok küçük bir kısmı geride bırakılarak büyük bir kısmı bypass edilir. Bu mide kısmına tekniğe uygun şekilde bir ince bağırsak getirilerek dikilir. Hem mide hacmi küçülür hem de bağırsakların bir bölümü devre dışı bırakılmış olur. Sonuçta, hem tüketilen yiyeceklerin miktarı az olur hem de emilimi etkilenmiş olur. Bu yolla özellikle insülin bağımlısı diyabetiklerin kan şekeri kontrolü de daha etkili bir düzene kavuşur.

Obezite ile Kanser Arasında Nasıl Bir İlişki Var?

Obezitenin özofagus, pankreas, kolon, rahim, meme, böbrek, safra kesesi ve tiroit kanserleriyle ilişkisinin ve bu kanserlerin obezlerde görülme olasılığının fazla olduğu biliniyor. Örneğin, ünlü tenor Pavarotti bunlardan biridir ve pankreas kanseri nedeniyle hayatını kaybetmiştir. ABD’de 2007’de yapılan bir araştırma da, erkeklerin %4’ünde, kadınların ise %7’sinde obezite ilişkili kanser geliştiğini göstermiştir.

Kanserlerin obeziteyle ilişkisi nedir diye düşünülebilir. Temel mekanizma, yağ dokusunun aşırı östrojen üretmesine bağlı olabilir. Özellikle meme ve rahim kanseri riskinin uzun süreli östrojen etkisinde kalmaya bağlı olarak arttığı biliniyor. Dolayısıyla menopoza girmiş bir kadında dahi aşırı yağ dokusu yüksek seviyede östrojen üreterek bu etkinin devam etmesine sebep olabiliyor.

Obezlerde insülin ve insülin benzeri büyüme faktörü-1’in yüksek olmasının da kanseri tetikleyici mekanizmalardan biri olduğu üzerinde duruluyor. Ayrıca yağ hücreleri leptin gibi bazı hormonların üretimini artırıyor. Bu hormonun da hücre çoğalmasına katkı verdiği bilinmekte. Yine obez kişilerde subakut diyebileceğimiz ve kronik olarak var olan bir inflamasyon hali söz konusudur. Yani bir nevi vücutta sürekli kronik ve düşük yoğunluklu bir enfeksiyon var gibi bir durum. Bu bile kanseri tetikleyebilecek bir faktördür. Ayrıca obez kişilerde bağışıklık sisteminde baskılanma ya da değişiklikler yaşanabiliyor ve bunun sonucu kanser hücrelerinin gelişimine ve çoğalmasına yol açılabiliyor.