22 Ağustos 2023 Salı
Kaygı Bozukluğu (Anksiyete) Nedir? Kaygı Bozukluğu Tedavisi
İçindekiler
Gün içinde bedensel bir belirti fark edip bunun ciddi bir hastalığın işareti olabileceğini düşünmek çoğu insanın zaman zaman yaşadığı bir deneyimdir. Ancak bu düşünce sürekli hale geliyor, yapılan tetkiklere rağmen iç huzur sağlanamıyor, kişi zihnini sağlık kaygısından uzaklaştıramıyorsa tablo farklı bir noktaya işaret edebilir. Tıbbi değerlendirmelerde önemli bir sorun saptanmamasına karşın yoğun endişe devam ediyorsa, akla hastalık hastalığı olarak bilinen durum gelir. Ruh sağlığı alanında hipokondriyazis ya da hastalık anksiyetesi bozukluğu adıyla tanımlanan bu durum yaşam kalitesini belirgin biçimde etkileyebilir.
Tıbbi olarak ciddi bir hastalık bulunmamasına rağmen kişinin sürekli hasta olduğuna ya da yakında ağır bir hastalığa yakalanacağına inanması, Hastalık Hastalığı (Hipokondriyazis) olarak tanımlanır. Burada temel sorun bedensel belirtilerin yanlış yorumlanmasıdır. Örneğin basit bir baş ağrısı beyin tümörü, geçici çarpıntı kalp krizi şeklinde algılanabilir.
Hastalık anksiyetesi bozukluğunda kişi çoğu zaman tetkik yaptırma ihtiyacı duyar. Normal sonuçlar kısa süreli rahatlama sağlasa da kuşku yeniden ortaya çıkar. Zihin sürekli olumsuz senaryolar üretir. Günlük yaşamda iş, aile ilişkileri, sosyal etkileşimler bu kaygı nedeniyle sekteye uğrayabilir.
Tanı koyulurken belirtilerin en az altı ay sürmesi ve kişinin kaygısının belirgin düzeyde olması dikkate alınır. Fiziksel yakınmalar hafif düzeyde olabilir ya da hiç olmayabilir. Esas belirleyici olan yoğun sağlık kaygısıdır. Erken fark edilmesi tedavi sürecinin daha sağlıklı ilerlemesine katkı sağlar.
Belirtiler kişiden kişiye değişiklik gösterebilir. Ancak ortak nokta sağlıkla ilgili düşüncelerin kontrol edilememesidir. Kişi günün büyük bölümünü bedenini dinleyerek geçirir, en küçük değişimi tehdit olarak algılar. Bu süreçte internet aramaları artar, sık doktor değiştirme görülebilir.
En sık karşılaşılan belirtiler şunlardır:
Belirtiler yalnızca zihinsel düzeyde kalmaz. Yoğun kaygı çarpıntı, terleme, mide rahatsızlığı gibi bedensel tepkilere yol açabilir. Kişi bu tepkileri de yeni bir hastalığın kanıtı olarak değerlendirebilir. Kısır döngü giderek güçlenir.
Uzun süreli seyreden tablo sosyal geri çekilmeye neden olabilir. Sürekli sağlık konuşmak yakın çevrede yıpranmaya yol açar. Erken dönemde destek alınması belirtilerin kronikleşmesini önleyebilir.
Tedavide temel hedef kişinin bedensel duyumlarını daha gerçekçi değerlendirmesini sağlamaktır. Hastalık anksiyetesi bozukluğu için en sık başvurulan yöntem bilişsel davranışçı terapidir. Terapide kişi, felaketleştirme eğilimini fark eder, düşünce kalıplarını yeniden yapılandırmayı öğrenir.
Bazı vakalarda psikiyatri uzmanı tarafından ilaç tedavisi planlanabilir. Özellikle yoğun kaygı, uyku sorunları ya da eşlik eden depresif belirtiler varsa farmakolojik destek gündeme gelebilir. İlaç tedavisi tek başına yeterli değildir. Psikoterapi ile birlikte planlanması önerilir.
Tedavi sürecinde düzenli takip önem taşır. Aynı hekimle sürdürülen kontroller, gereksiz tetkik tekrarlarını azaltır. Güven ilişkisi geliştikçe kişi kaygılarını daha açık ifade edebilir. Süreç sabır gerektirir ancak düzenli destekle belirgin iyileşme mümkündür.
Profesyonel destek tedavinin temelini oluşturur. Ancak kişinin günlük yaşamda uygulayabileceği bazı stratejiler süreci destekler. Sağlıkla ilgili düşüncelerle mücadele etmek yerine onları fark edip yönetmeyi öğrenmek daha etkili sonuç verir.
Destekleyici adımlar arasında şunlar yer alır:
Zihnin otomatik yorumlarını sorgulamak önemlidir. “En kötü ihtimal nedir?” sorusu yerine “Daha olası açıklama ne olabilir?” sorusunu sormak düşünceyi dengeler. Küçük adımlar zaman içinde büyük fark yaratabilir.
Aile ve arkadaş desteği de iyileşme sürecine katkı sağlar. Ancak sürekli güvence talep etmek yerine terapide öğrenilen yöntemleri uygulamak daha kalıcı fayda sunar.
Yakın çevrenin tutumu iyileşme sürecinde belirleyici olabilir. Kişinin kaygısını küçümsemek ya da “abartıyorsun” demek yararlı değildir. Anlaşıldığını hissetmek önemlidir. Ancak her endişede uzun uzun güvence vermek kaygıyı pekiştirebilir.
Dengeli bir yaklaşım önerilir. Kişiyi profesyonel destek almaya teşvik etmek, randevularına eşlik etmek destekleyici olabilir. Günlük yaşamda farklı konulara yönlendirmek, sosyal etkinliklere katılımı artırmak zihinsel yükü azaltır.
Sabırlı olmak gerekir. Kaygının bilinçli bir tercih olmadığı unutulmamalıdır. Empati ile sınır koyma arasındaki denge, sağlıklı iletişimi güçlendirir.
Tanı ve tedavi sürecinde ilk başvuru noktası genellikle psikiyatri uzmanıdır. Klinik değerlendirme sonrası gerekli görülürse psikolog ile psikoterapi planlanır. Bedensel belirtiler varsa ilgili branş hekimleri tarafından değerlendirme yapılabilir.
Ancak temel sorunun kaygı kaynaklı olduğu saptandığında, düzenli ruh sağlığı takibi önerilir. Sürekli farklı branşlara başvurmak yerine planlı bir takip programı izlemek daha sağlıklı sonuç verir. Erken başvuru, yaşam kalitesini belirgin biçimde artırabilir.
8 dk
Bu metni yararlı buldunuz mu?
Psikoloji
Birimin Tüm İlgi Alanları
Psikoloji
Psikolog Dr. Ezgi Dokuzlu Tezel
Psikoloji
Uzm. Klinik Psk. Jülide Unutmaz
Öne Çıkan Kanser Yazıları
Kişisel Verilerin İşlenmesi: Kimlik, iletişim, sağlık ve pazarlama bilgilerimin, ASM Anadolu Sağlık Merkezi A.Ş. tarafından yürütülecek pazarlama faaliyetlerinin planlanması ve tıbbi ihtiyaçlarıma ve alışkanlıklarıma göre özelleştirilmesi ile bana özel kampanyalar oluşturulması amacıyla işlenmesini kabul ediyorum.
Ticari Elektronik İleti: ASM Anadolu Sağlık Merkezi A.Ş. tarafından kimlik ve iletişim bilgilerimin, tercih ettiğim iletişim kanalı üzerinden bana reklam, promosyon, kampanya ve benzeri ticari elektronik iletilerin gönderilmesi amacıyla işlenmesi ve bununla sınırlı olarak hizmet alınan tedarikçilerle paylaşılmasını kabul ediyorum.